Geçmişle yarım kalmış hesaplaşmalarım yok benim...
Her şeyi olması gerektiği gibi yaşadım.
Pişmanlık duymam gereken çok şey yaptım,
Çok hata yaptım belki de...
Ama yaptığım hiç bir şey için pişmanlık duymadım...
İnsanlara güvenmem ben...
Kendime de güvenmem,
Zamana güvenirim ama...
Çünkü zaman geri dönmek istemez,
Sadece gider...
Giderken hayatlar çalar,
Ben zamanın benden çaldıklarına üzülmem
Elimdeyken kıymetini bilmediğim,
Kolu kopunca ağladığım plastik bebeklerim gibidir zamanın benden çaldıkları
Sadece içimde bir daha geri alamayacak olmanın hüznü kalır....
Gelecek olandan çok korkarım ben...
Zamanın sadece bir anda durması ne güzel olurdu...
Herhangi bir anda...
Mutlu hissedip hissetmemenin ne önemi var ki,
Bu kadar bencil ve aç gözlü olmasaydık
Mutsuz olmak için yine de bir bahanemiz olurdu...
Ben mutlu muyum ?
Belki de sahip olmadıklarıma bakmaktan vazgeçip,
Sahip olduklarıma bakmasını bilebilseydim mutlu olabilirdim...
Pazar, Kasım 25, 2012
Hayatımda 1 dakika da olsa özgür olmak istiyorum...
Tüm bağları koparmak ve özgürlüğü hissetmek istiyorum...
Tüm bağları koparmak ve özgürlüğü hissetmek istiyorum...
Perşembe, Ekim 04, 2012
Bazen insan balık gibidir denizin içinde denizi bilmez
Bazen insan kuşun kanadı gibidir uçmayı bilmez
Bazen insan kuşun kanadı gibidir uçmayı bilmez
Bazen insan çiçek gibidir mevsimlerle yaşamayı bilmez
Bazen insan insan gibi görünür görüntüyle düşünceler birleşmez
Bazen insan insan gibi görünür görüntüyle düşünceler birleşmez
Bazen insan nehir gibidir sonsuza akar geri dönmez
Bazen insan toprak gibidir bütün kötülükleri affeder
Bazen insan toprak gibidir bütün kötülükleri affeder
Bazen insan güneş gibidir hayatın gücünü bilen
Bazen insan insan gibidir insan gibi yaşamasını bilen
Bazen insan insan gibidir insan gibi yaşamasını bilen
Cuma, Eylül 28, 2012
Pazar, Eylül 23, 2012
Çarşamba, Eylül 12, 2012
Pazartesi, Eylül 10, 2012
Pazar, Eylül 09, 2012
Salı, Eylül 04, 2012
Saçlarında,tanıdığın ellerin en ağırı,
Gözlerinde maceraların en derini...
Seni anlatırlar geçenle kalandan.
Bir gecedir bütün geceler gibi,
Karanlıklardan,aydınlıklardan.
Ne varsa kendincedir.
Pencere camlarında ışıklar parlar,
Halıda yatar eşyanın gölgesi.
İç-içedir artık sokaklar,evler,odalar.
Duvarlar bakışları keser,kapılar sesi.
Ne varsa kendincedir...
Ve senin,üzerinde binbir düşünce,günden.
Oynaşır hatıranla,kalbinle,ümitlerinle.
Her şey düşünmektedir seninle.
Birden,bir rüzgar eser,sana doğru senden.
Seninle çoğalmaya başlar kendisiyle bitenler
Hatırlayan ellerinle,unutmayan gözlerinle.
Değişir sezilecek kadar yavaştan
Değişir,istenen istenmeyen.
O koruyan zor yalanlar silinir,
Büyür kolay bir doğru,bilinen,söylenmeyen.
Uyuyanlar uyanmış,ölüler dirilmiştir.
Bir gecedir sana doğru senden.
Bir gecedir sana doğru senden...
Geçen yaşadığındır,yaşarken anlamadan.
Kalan bir gerçektir belki,
Bir iğne gibi kaybolan,bir bardak gibi kırılan.
Gelen sanki beklediğindir.
Ve giden en tatlı,en sıcak,en kocaman.
Özdemir Asaf
GİDEN
Cumartesi, Eylül 01, 2012
Sanrılar üzerine
Biten her şeyin ardından böyle üzülür mü insan...
İçi sızlar mı...
Sanmıyorum....
Çok aşklarım oldu benim
Çok da hayalkırıklıklarım,ama çok sevmedim hiç birini
Sevemedim...
Sevemedim...
Hislerimiz karşılıklı olmalıydı ki şu an yalnız sabahlara çağrı gelmemiş telefonlarla uyanıyorum
Mutsuz muyum?
Sanmıyorum....
Çok gitmelerim oldu benim,bazen gidip geri dönmelerim
Çoğu zaman da çok gidenlerim oldu..
Dönen olmadı hiç,giden hep dönmemek üzere mi gider?
Belki de...
Giden herkesin ardından üzülür mü insan?
Gözleri dalar mı uzaklara bakarken?
Sanmıyorum....
Sanrılar üzerine kurulu bir hayattı benimkisi
Çizgiler bulanık...
Durgun bir denizde küreksiz bir sandalda yol alıyorum...
Ufukta görünen bir kara yok...
Ama yine de güneş çok parlak,deniz çok mavi,hayat çok güzel...
Kimi kandırıyorum ki..
Kimi kandırıyorum ki..
Cuma, Ağustos 10, 2012
yarım kalmış bir dostluğa yarım kalmış bir mektup
Artık susuyorum sana da...Sen de beni herkes gibi bil,herkes gibi duy,gör,anla,tanı...Bilirsin ben hep içimden konuşurum,ve söylediklerimi çoğu zaman kendim bile dinlemem..Sadece konuşmuş olmak için konuşurum çoğu zaman...İnsan kendi cümlelerine kendisi anlam veremezken aynı cümleleri başkalarına ne kadar anlatabilir ki?Belki de bu yüzdendi susmam,ya da konuşup çok söyler gibi görünüp manalı tek bir şey söylememem...Uzun zaman olmuştu,sadece kendime konuşur sadece kendimi dinlerdim...Sonra sen geldin,sen vardın gerçektin hem de tüm hikayeler anlattığım hayali dostlarıma karşın tüm gerçekliğin ile karşımdaydın,gülümsüyordun...''Merhaba'' dedim,ben hayatımda ilk defa birine gerçekten ima ederek merhaba demiştim,sen bilmiyordun bunu da bana dair bilmediğin diğer şeyler gibi..Önemi yoktu belki de sadece sıradan bir merhabaydı senin için ama o benim dilimde ''Hoş geldin,iyi ki geldin,bugüne kadar neredeydin,kalacak mısın?yoksa gidecek misin sen de hayallerim gibi yavaş yavaş..''gibi bir şeydi...Dedim ya anlamazdın zaten,sana birebir bu cümleleri kursam da anlamazdın,sözcüklerde binlerce anlam bir o kadar da duygu yüklüdür, sen de kendi dilinde merhabamı almıştın...
Beni anlamaya yakınsın sanmıştım...En büyük hayal kırıklıkları da böyle gelmez mi zaten...Olay ve olgulara anlamlar yükler insan ve bu anlamlar üzerine hayaller kurar...Her ne kadar anlam yüklenirse yüklensin olgu ve olayların gerçekliği vardır....Bu gerçeklikten sonsuza dek kaçabilen ne mutludur ama bir kez yakalanırsa insan gerçek denilen acımasızlık küçük düşürücü bir tokat gibi yerleşir suratına ve orada kalır hep,ilk günkü gibi acısı hep yeni...Ben de fazla hayal kurmuştum galiba...
Şimdi susuyorum sana da..Artık sadece içimden konuşacağım ve sen bunun farkında bile olmayacaksın...Herkes gibi göreceksin,herkes gibi duyacaksın herkes gibi anlayacaksın beni ve ben de sana herkes gibi bakacağım,herkes gibi güleceğim....
Beni anlamaya yakınsın sanmıştım...En büyük hayal kırıklıkları da böyle gelmez mi zaten...Olay ve olgulara anlamlar yükler insan ve bu anlamlar üzerine hayaller kurar...Her ne kadar anlam yüklenirse yüklensin olgu ve olayların gerçekliği vardır....Bu gerçeklikten sonsuza dek kaçabilen ne mutludur ama bir kez yakalanırsa insan gerçek denilen acımasızlık küçük düşürücü bir tokat gibi yerleşir suratına ve orada kalır hep,ilk günkü gibi acısı hep yeni...Ben de fazla hayal kurmuştum galiba...
Şimdi susuyorum sana da..Artık sadece içimden konuşacağım ve sen bunun farkında bile olmayacaksın...Herkes gibi göreceksin,herkes gibi duyacaksın herkes gibi anlayacaksın beni ve ben de sana herkes gibi bakacağım,herkes gibi güleceğim....
Perşembe, Ağustos 09, 2012
Cumartesi, Ağustos 04, 2012
Walter:''Çiçekleri sever misin?''
Kity :''Eninde sonunda ölecek bir şey için buna emek harcamak ne aptalca...''
Şimdi seneler sonra oğlu ile bir çiçekçi dükkanında olan Kity artık farkında yaşam denilen boyalı peçenin ardına gizlenenlerin.Hangimiz bakmasını bile bilmeden görme telaşında değiliz ki zaten...
''Birbirimizde hiç sahip olmadığımız nitelikleri aramak hataydı...''derken Kity ve bunu kabullenirken Walter ,aslında her ikisi de hiç üzerinde konuşulmayan geçmişlerini koyuyorlardı önlerine..
''Neyi tuhaf buluyorum biliyor musunuz?Kocanızın size hiç bakmamasını.Duvara bakıyor,yere bakıyor,ayakkabılarına bakıyor ama o'na,Kity'ye bakmıyor artık...''
Biliyor musun,en değerli ve bir o kadar da zor olan çaba belki de ''görmek'' için gösterilendir.Ve bazen en büyük yolculuk iki insan arasındaki mesafedir....
Kity :''Eninde sonunda ölecek bir şey için buna emek harcamak ne aptalca...''
Şimdi seneler sonra oğlu ile bir çiçekçi dükkanında olan Kity artık farkında yaşam denilen boyalı peçenin ardına gizlenenlerin.Hangimiz bakmasını bile bilmeden görme telaşında değiliz ki zaten...
''Birbirimizde hiç sahip olmadığımız nitelikleri aramak hataydı...''derken Kity ve bunu kabullenirken Walter ,aslında her ikisi de hiç üzerinde konuşulmayan geçmişlerini koyuyorlardı önlerine..
''Neyi tuhaf buluyorum biliyor musunuz?Kocanızın size hiç bakmamasını.Duvara bakıyor,yere bakıyor,ayakkabılarına bakıyor ama o'na,Kity'ye bakmıyor artık...''
Biliyor musun,en değerli ve bir o kadar da zor olan çaba belki de ''görmek'' için gösterilendir.Ve bazen en büyük yolculuk iki insan arasındaki mesafedir....
Pazartesi, Temmuz 30, 2012
KÜÇÜK PRENS
''Ve geceleri gökyüzüne bakarsın.Her şeyin çok küçük olduğu gezegenimin yerini gösteremem sana.Belki böylesi daha iyi.Yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun.Böylece gökyüzündeki ütün yıldızlara bakmayı seveceksin...Hepsi senin dostların olacak...''
''Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım.Ben gülüyor olacağım bir tanesinde.Ve geceleyin gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor olacak...''
''Ve üzüntün hafiflediğinde (zaman bütün acıları hafifletir)beni tanımış olmak seni hep mutlu edecek dostum olarak kalacaksın.Benimle gülmek isteyeceksin.Bunun için de arada bir pencereni açacaksın.Dostların gökyüzüne bakıp bakıp güldüğünü görünce çok şaşıracaklar!Onlara 'yıldızlar hep güldürür beni' diyeceksin...''
''Asıl önemli olan gözle görülmeyendir.Çiçekle olduğu gibi tıpkı.Bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız,geceleyin yıldızlara bakmak hoştur.Bütün yıldızlar çiçek açmış gibidir...''
''Yaşadığın yerdeki insanlar bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar,ama asıl aradıklarını bulamıyorlar yine de...Ve aradıklarını tek bir gülde,ya da birazcık suda bulabilirler...AMA GÖZLER KÖR.YÜREĞİYLE BAKMALI İNSAN...''
''İNSAN YALNIZ YÜREĞİYLE DOĞRUYU GÖREBİLİR,ASIL GÖRÜLMESİ GEREKENİ GÖZLER GÖREMEZ...''
''Gülünü senin için önemi kılan,onun için harcamış olduğun zamandır...''
''İnsanların artık anlamaya zamanları yok.Dükkanlardan her istediklerini satın alıyorlar.AMA DOSTLUK SATILAN BİR DÜKKAN OLMADIĞI İÇİN DOSTLARI YOK ARTIK...''
''-Çölde kendini çok yalnız hissediyor insan...dedi küçük prens.
-İnsanların arasında da yalnızdır insan...dedi yılan.''
''Küçük prens bir taşın üzerine oturdu,bakışlarını gökyüzüne çevirdi.'Acaba'diye söze başladı.'Günün birinde hepimiz kendi yıldızımızı bulalım diye mi hepsi böyle birbirinden uzak...''
''Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım.Ben gülüyor olacağım bir tanesinde.Ve geceleyin gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor olacak...''
''Ve üzüntün hafiflediğinde (zaman bütün acıları hafifletir)beni tanımış olmak seni hep mutlu edecek dostum olarak kalacaksın.Benimle gülmek isteyeceksin.Bunun için de arada bir pencereni açacaksın.Dostların gökyüzüne bakıp bakıp güldüğünü görünce çok şaşıracaklar!Onlara 'yıldızlar hep güldürür beni' diyeceksin...''
''Asıl önemli olan gözle görülmeyendir.Çiçekle olduğu gibi tıpkı.Bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız,geceleyin yıldızlara bakmak hoştur.Bütün yıldızlar çiçek açmış gibidir...''
''Yaşadığın yerdeki insanlar bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar,ama asıl aradıklarını bulamıyorlar yine de...Ve aradıklarını tek bir gülde,ya da birazcık suda bulabilirler...AMA GÖZLER KÖR.YÜREĞİYLE BAKMALI İNSAN...''
''İNSAN YALNIZ YÜREĞİYLE DOĞRUYU GÖREBİLİR,ASIL GÖRÜLMESİ GEREKENİ GÖZLER GÖREMEZ...''
''Gülünü senin için önemi kılan,onun için harcamış olduğun zamandır...''
''İnsanların artık anlamaya zamanları yok.Dükkanlardan her istediklerini satın alıyorlar.AMA DOSTLUK SATILAN BİR DÜKKAN OLMADIĞI İÇİN DOSTLARI YOK ARTIK...''
''-Çölde kendini çok yalnız hissediyor insan...dedi küçük prens.
-İnsanların arasında da yalnızdır insan...dedi yılan.''
''Küçük prens bir taşın üzerine oturdu,bakışlarını gökyüzüne çevirdi.'Acaba'diye söze başladı.'Günün birinde hepimiz kendi yıldızımızı bulalım diye mi hepsi böyle birbirinden uzak...''
ANTONIE DE SAINT EXUPERY
Salı, Temmuz 03, 2012
Gecenin ıssızlığında sen kendi köşende
Ben herhangi bir köşede
Küçük mutluluklar bölüşüyorduk birbirimize...
Payına düşeni aldın mı?
Ben herhangi bir köşede
Küçük mutluluklar bölüşüyorduk birbirimize...
Payına düşeni aldın mı?
Öyle sessizliklerden oluşan uzun boşluklar bırakma aramızda
Sessizlikten korkarım,sana bir adım atamam
Ben sana bir adım atsam
Sen de bana koşar mısın?
Susuşlarına anlam vermeye çalışırken
Bakışlarını kaçırmışım
Hani çok şey anlatıp gibi bakıp
Aslında hiç bir şey anlatmayan bakışların...
Kaçırma bakışlarını benden
Adımlarım küçük
Yüreğim gibi...
Yakalayamam
Şimdi sana yürüyorum ve sen hala
Yolun başında,sonunda,hiç bir yerdesin...
Perşembe, Haziran 28, 2012
Keşke farklı bitirebilseydik
Ya da bir fark yaratıp noktalama işaretlerini hayatımızdan atabilseydik
Böylece küçük bir nokta ile sonlanmazdı hikayemiz...
Ya da ... lardan oluşan uzun sessizlikler oluşmazdı aramızda.
Demiştin ya bana
Hayatının düz bir duvarsa ben o duvarda görünen çirkin bir çıkıntı olurum belki
Belki de küçük eski bir duvar saati
Tam da o an'da durmuş
O an'ı tüm çıplaklığıyla sana her an hatırlatacak...
Bahsettiğin hangi an'dı?
Şimdi dönüyorum ve tekrardan hayatıma bakıyorum
O duvar hala pürüzsüz ve bembeyaz...
Ya da bir fark yaratıp noktalama işaretlerini hayatımızdan atabilseydik
Böylece küçük bir nokta ile sonlanmazdı hikayemiz...
Ya da ... lardan oluşan uzun sessizlikler oluşmazdı aramızda.
Demiştin ya bana
Hayatının düz bir duvarsa ben o duvarda görünen çirkin bir çıkıntı olurum belki
Belki de küçük eski bir duvar saati
Tam da o an'da durmuş
O an'ı tüm çıplaklığıyla sana her an hatırlatacak...
Bahsettiğin hangi an'dı?
Şimdi dönüyorum ve tekrardan hayatıma bakıyorum
O duvar hala pürüzsüz ve bembeyaz...
Cumartesi, Haziran 23, 2012
Bugün yine aynı saatte çaldı alarmım ve ben güne yine sağımdan kalkarak uyandım...
Her zamanki gibiydi gökyüzü,belki bir kaç derece daha sıcaktı hava ama yine de aynıydı her şey...
Her zamanki yol,her zamanki insanlardı yoldakiler ve kulağımda her zaman dinlediğim o parça...
Neydi o parça?
Herneyse yine de bir şeyler de bir farklılık seziyordum
Ben miydim değişen?
Küçük değişimler için büyük adımlar atmak gerekir bazen...
Bazen de küçük adımlar için büyük değişimler yapmak gerekir...
Ben hangi tür bir değişime uğramıştım bilmiyordum ama adımlarım her zamankilerden daha bir küçüktüler sanki...
Mutluydum,mutluydun,mutluyduk...
Hayat Türkçe fiil çekimleri kadar basit olabiliyordu bazen...
Basittim,basittin,fazlasıyla basittik....
Sadece biz fazla karmaşıklaştırıyorduk...
Belki de karıştırıyorduk birbirine....
Neydi bu karışımın içindekiler?
Bilmiyordum,bilmiyordun,bilmiyorduk...
Duyguların algı sınırını aşmış şekilde paramparçaydı her şey...
Her zamanki gibiydi gökyüzü,belki bir kaç derece daha sıcaktı hava ama yine de aynıydı her şey...
Her zamanki yol,her zamanki insanlardı yoldakiler ve kulağımda her zaman dinlediğim o parça...
Neydi o parça?
Herneyse yine de bir şeyler de bir farklılık seziyordum
Ben miydim değişen?
Küçük değişimler için büyük adımlar atmak gerekir bazen...
Bazen de küçük adımlar için büyük değişimler yapmak gerekir...
Ben hangi tür bir değişime uğramıştım bilmiyordum ama adımlarım her zamankilerden daha bir küçüktüler sanki...
Mutluydum,mutluydun,mutluyduk...
Hayat Türkçe fiil çekimleri kadar basit olabiliyordu bazen...
Basittim,basittin,fazlasıyla basittik....
Sadece biz fazla karmaşıklaştırıyorduk...
Belki de karıştırıyorduk birbirine....
Neydi bu karışımın içindekiler?
Bilmiyordum,bilmiyordun,bilmiyorduk...
Duyguların algı sınırını aşmış şekilde paramparçaydı her şey...
Pazartesi, Haziran 18, 2012
Mutluluklarımız da hüzünlerimiz gibi çoğalıyor içimizde...
Sen mutlusun ben de mutluyum =)
Sen mutlusun ben de mutluyum =)
Kim demiş ne zaman demiş bilmiyorum
Ama duydum ki birileri aşkı bulduysan sımsıkı tut bırakma demiş...
Bu yüzden ellerine tutunmaya çalışmam...
Sen...İşte öyle biliyorsun
Çiçeğin üstünde,içinde,özünde...
Hep içerde ama uçmaya her an hazır gibi biraz işte...
Uğur böceğimsin....
Ama duydum ki birileri aşkı bulduysan sımsıkı tut bırakma demiş...
Bu yüzden ellerine tutunmaya çalışmam...
Sen...İşte öyle biliyorsun
Çiçeğin üstünde,içinde,özünde...
Hep içerde ama uçmaya her an hazır gibi biraz işte...
Uğur böceğimsin....
Tecrübesizdim
Sen o zamanlar bahçemde bir ağaçtın
Sen o zamanlar bahçemde bir ağaçtın
Ne zaman bir aşk görsem kafasından kopardım
Sonra da gölgene sığınır yalnız sana ağlardım
Belki bir gün yeşerirler diye içimde bir umut
Toprağa gömdüm tüm aşklarımı
Her birini göz yaşlarımla suladım
Ama tuzluydu gözyaşım
Bahçemde kalan son çiçek de kurudu
Sen yapraklarını döktün ve bir daha yeşillenmedi dalların
Ve ben aşksız bir çölün ortasında gölgesiz kaldım...
Sonra da gölgene sığınır yalnız sana ağlardım
Belki bir gün yeşerirler diye içimde bir umut
Toprağa gömdüm tüm aşklarımı
Her birini göz yaşlarımla suladım
Ama tuzluydu gözyaşım
Bahçemde kalan son çiçek de kurudu
Sen yapraklarını döktün ve bir daha yeşillenmedi dalların
Ve ben aşksız bir çölün ortasında gölgesiz kaldım...
Pazar, Haziran 17, 2012
İç Nefes / Haydar Ergülen
o bir çay istemişti,trenin içinde
biz tren yolcusuyduk,çölün içinde
ben yalnız kalmıştım,senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!!!
Aşkı geçtik,gözlerini açabilirsin...
o bir dille sığınmıştı,sözü içinde
yolu yoluma çıkmıştı,çölü içinde
ben eski kalmıştım,senin içinde
oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!!!
Düşü geçtik,kendine bakabilirsin...
o bir bende kırılmıştı,hayli içimde
ıssız otağ kurulmuştu,canım içinde
oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!!!
Kimi geçtik,kimseye sorabilirsin...
Paris At Night / Jacques Prévert
Üç kibrit çaktım karanlıkta arka arkaya
Birincisi yüzünü görmek için toptan
İkincisi gözlerini görmek için
Üçüncüsü ağzını görmek için
Sonra kararttım dünyayı
Hatırlamak için bütün bunları
Kollarımda sıkarak seni
Birincisi yüzünü görmek için toptan
İkincisi gözlerini görmek için
Üçüncüsü ağzını görmek için
Sonra kararttım dünyayı
Hatırlamak için bütün bunları
Kollarımda sıkarak seni
TÜLAY ŞAHİN
Boya
Az sonra bir müzik aleti çalacakmış gibi oturuyor o sandığın başına. Küçücük ellerine bulaşan boyadan, farketmeden gözlerine de bulaştırmış gibi simsiyah bakıyor bana. Üstelik boyayıp cilaladığı ayakkabılar gibi pırıl pırıl.
Yavaş yavaş yanına doğru yaklaşırken, herkese sorduğu o soruyu bekliyorum aslında: "Boyalım mı abla?" Sormuyor. Utangaç, mahçup gülümsüyor sadece. Oysa ben,"Nasılsın?" diye soruyorum, yüzümde onun yüzünden edinilmiş bir gülümseyişle. Sanki sorumu değil de, gülümseyişimi yanıtlarmış gibi, "Sağol abla," diyor. Bütün kelimelerimi kaybediyorum o anda. Söyleyecek tek bir sözüm bile yok. Bir şeyler aranır gibi ellerine bakıyorum birden. Baktığımı görünce ellerinin karasından utanmış gibi kollarını kavuşturuyor göğsünde. Elimi kolumu koyacak bir yer bulamıyorum, o böyle ellerini gizleyince. Bir fazlalıkmış gibi kalıyorlar dizlerimin üzerinde. Usulca kalkıyorum yanından.
Yaz arifesindeki o akşamı, kim bilir nerede eğlenerek geçirmek için sokağa çıkmış bir adam geçiyor, ben ayrılırken sandığının yanından. "Boyayalım mı abi?" diye soruyor. Bir anlık tereddütün ardından "Hadi boya bakalım" diyor adam. Hünerli elleriyle açıyor boyanın kapağını yine. Ve kim bilir, belki de o yüzden boyanıyor gün, geceye.
İşte öyle...
Bazen soluklanmaya, bazen de biriktirdiklerimi anlatmak için soluk soluğa geliyorum bu sayfaya. Yazarken barışıyorum kendimle. Ve gerektiğinde, ardımda kalanlara yabancılaşıyorum. Birilerinin okuduğunu bilmek, kimi zaman utandırıyor beni. Kimi zaman da söylediklerimi cümle âlem duysun istiyorum, bir tellâl gibi. Harflerim ekranda anlamlı-anlamsız izler bırakıyor... Ve ben, tüm bu izleri seviyorum...
Tülay Şahin
Tülay Şahin
Bir müziğin ilk notalarında ürpermeye başlamak gibi tuhaf
Yeniden sevmeye kalan cesaret kadar korkak
Alakasız bir yerden başlamıştık bu kez sevmeye
Biz hiç yakın olamazken birbirimize
Sinir bozucu bir kahkaha gibi hep yanımızdaydı,yanımızdakiler
Ve bu kez tam da birbirimizin hüznünü ellerimizle silecekken
Tam da silecekken...
Çok sevdiğin bir filmin en heyecanlı yerinde sinemadan çıkıp gitmek gibi bir şeydi bu...
Kalamamak,hep gitmek,gitmek...
Tutamadığımız her yerden akıp giderken zaman
Sen yine geç kalmıştın...
Bense tam zamanında yetişip binmiştim
Sensiz bir şehirden başka bir şehire doğru yol almakta olan bir trene
İçimde çaresiz bir umut...
Bir başka zamanda bir başka şehirde belki seni görürüm yine...
Yeniden sevmeye kalan cesaret kadar korkak
Alakasız bir yerden başlamıştık bu kez sevmeye
Biz hiç yakın olamazken birbirimize
Sinir bozucu bir kahkaha gibi hep yanımızdaydı,yanımızdakiler
Ve bu kez tam da birbirimizin hüznünü ellerimizle silecekken
Tam da silecekken...
Çok sevdiğin bir filmin en heyecanlı yerinde sinemadan çıkıp gitmek gibi bir şeydi bu...
Kalamamak,hep gitmek,gitmek...
Tutamadığımız her yerden akıp giderken zaman
Sen yine geç kalmıştın...
Bense tam zamanında yetişip binmiştim
Sensiz bir şehirden başka bir şehire doğru yol almakta olan bir trene
İçimde çaresiz bir umut...
Bir başka zamanda bir başka şehirde belki seni görürüm yine...
Her şeyden geçtim, cevabını bilmediğim sorulara yanıt aramıyorum artık.
Nereye varacağımızı bilmesem de huzurla aynı yolda yürüyorum seninle.
Dünü boş verdim, yarınlar önemini çoktan yitirdi yanında olduğum bu günü yaşarken.
Belki sonu olmayanım belki de sonsuza kadarımsın kim bilir....
Nereye varacağımızı bilmesem de huzurla aynı yolda yürüyorum seninle.
Dünü boş verdim, yarınlar önemini çoktan yitirdi yanında olduğum bu günü yaşarken.
Belki sonu olmayanım belki de sonsuza kadarımsın kim bilir....
Göreceğiz birlikte...
Çarşamba, Haziran 13, 2012
EĞER
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
Salı, Haziran 12, 2012
Çaresizlik kırık bir cam parçasıydı avuçlarımızda
öyle derin yaralar açtı ki aylarca kanımız durmadı
Ve giderken geride çirkin yara izleri bıraktı
Baktıkça çareleri hatırlayalım diye...
Pazar, Haziran 10, 2012
Sözlerimi sadece bir kez dinlemen yeterdi
Saatlerce kendinden bahsetmene hiç gerek yoktu
Ben gördüklerimle de seni anlardım
Aşktan bahsederdin sık sık
Yaşanmış bitmiş bir masal gibi
Sahi sen hiç aşık olmuş muydun
Yoksa aşkı da
Sana anlatılan masallardan biri mi sanıyordun
Ümitsiz bir boşluktu aramızdaki mesafeler
Bir düşünce kadar uzaktın
Sonra ansızın bir gece rüyana geldim
Kimselere görünmeden
Düşler köprü oldu aramızdaki hiçlikte
Saatlerce kendinden bahsetmene hiç gerek yoktu
Ben gördüklerimle de seni anlardım
Aşktan bahsederdin sık sık
Yaşanmış bitmiş bir masal gibi
Sahi sen hiç aşık olmuş muydun
Yoksa aşkı da
Sana anlatılan masallardan biri mi sanıyordun
Ümitsiz bir boşluktu aramızdaki mesafeler
Bir düşünce kadar uzaktın
Sonra ansızın bir gece rüyana geldim
Kimselere görünmeden
Düşler köprü oldu aramızdaki hiçlikte
Cumartesi, Haziran 09, 2012
Kalbimi sorguluyorum
Ve de hatıraları çıkartıyorum
Tek tek gizlendikleri yerlerden
Bu fiziksel bir acı gibi
Hissedebiliyorum
Kalbim kızgın bir bıçakla parçalanmış
açılan yaranın üzerinde binlerce kurtçuk koloni kurmuş gibi
Kötü bir koku alıyorum
Ve de hatıraları çıkartıyorum
Tek tek gizlendikleri yerlerden
Bu fiziksel bir acı gibi
Hissedebiliyorum
Kalbim kızgın bir bıçakla parçalanmış
açılan yaranın üzerinde binlerce kurtçuk koloni kurmuş gibi
Kötü bir koku alıyorum
Pazar, Mayıs 27, 2012
Salı, Mayıs 22, 2012
Sonra farkına vardım ki;olmayınca olmuyor...
Pazartesi, Mayıs 21, 2012
Duyguları fazla abartmıştık ya da bakışlara fazla anlam yüklemiştik..
Sözcükleri bu kadar derinlemesine irdelemeye gerek yoktu oysa ya da geç kalmış bir mesaja bu kadar çok kafa takmaya...
Ben gözlerine tuttuğum aynadan gözlerime yansıyan ışıklarda sevmiştim seni...
O ayna nerde şimdi?
Sözcükleri bu kadar derinlemesine irdelemeye gerek yoktu oysa ya da geç kalmış bir mesaja bu kadar çok kafa takmaya...
Ben gözlerine tuttuğum aynadan gözlerime yansıyan ışıklarda sevmiştim seni...
O ayna nerde şimdi?
Belki fazla süslenmiş sözlerle duygularımı anlatmaya çalışmaktı hatam...Ama ben onca allanmış,pullanmış sözcüğün altındaki sadeliği kendin bul gör istedim...
Pazar, Mayıs 20, 2012
Geçen gün parkta dolaşırken küçük,renkli kanatları titreyen bir kelebek gördüm...Merakla durdum yanında...Mutluluktan mıydı bu titreme yoksa korkudan mı.....Bir kelebek neden korkardı?Peki bir kelebek mutlu olabilir miydi?Kelebeklere fazla kafaya takmaya başladığımı fark ettim...Bu iyi bir şey miydi?Belki de...
İlk defa gözlerine bakmaktan korkuyorum;bu yüzdendir gözlerimi senden kaçırmam...Bittiğini biliyorum;ve bu şehrin ikimizden birine fazla olduğunu da biliyorum...O zaman tek kelime etmeden git ama bekleme benden gitmemi;bilirsin sevmem ayrılıkla başlayan sonları,yolları...Sen gideceksin ya içimden parça parça kopup döküleceğim,aşka sövüp sayan şiirler okuyacağı,bazen kendim yazacağım,ağlayacağım bazı geceler sessiz sessiz iç çekerek bazen de bağıra bağıra ...Ama sana tek kelime sitem etmeyeceğim...Göğsüme oturmuş bir kaya olacak özlemin her zaman,yüreğim ezilecek soğuk ağırlığında...Bana dokununca tenimde oluşan alevlerin yerine yokluğun yakacak bedenimi...Özleyeceğim,seni çok özleyeceğim...Seni unutmamı söyleyen arkadaşlara,ne zaman düğününüz diye soran akrabalara,her zaman gittiğimiz kafelerde nerde olduğunu soranlara,bir gün yolda yürürken karşılaştığımızda yanında gördüğüm her kıza kızacağım,içimden beddualar edeceğim...Kalbimi paramparça kırıp,elime tutuşturduğun yapıştırıcı ile ardından bakakalmış olmama rağmen arkandan tek bir kelime etmeyeceğim...
Pazar, Mayıs 06, 2012
Derler ki bir adam varmış
Ayağında tabanları patlamış ayakkabıları
Yer yer yırtılmış,yamanmış gömleği ve pantolonu ile
Saçları sakalları birbirine karışmış bir adam varmış
Nereden gelip nereye gittiği bilinmeyen bir adammış
Bilinmeyene doğru hep yol alırmış
Çok konuşmazmış
Hep suskun düşünceli bakarmış gözleri
Bazen bir keder gelir otururmuş göz bebeklerine
Başı o zaman öne düşer
Titreyen dudakları ile tüttürürmüş sigarasını
O zamanlar dışında başı hep dik gezen,
Gururlu bir adam varmış
Neymiş derdi kimse bilmezmiş
Onu böyle yollarda arayışlara sürükleyen
Geride bıraktıkları mıymış
Yoksa gelecekte bulmayı arzu ettikleri miymiş bilinmezmiş
Ama derler ki
Geçmişte kaybettiklerini gelecekte yeniden bulmayı arzu eden bir adam varmış
Ne kadar ileri giderse gitsin
Gözleri hep arkasında kalanlara bakan bir adammış
Hep kaybettiklerini ararmış
Herkes neyi kaybettiğini sorarmış ve o sadece susarmış
Neden kaybetmiş kimse sormamış
Ama derler ki
Kendini ararken kendini kaybeden bir adam varmış
Ve o adam bir daha asla kendi olamamış...
Ayağında tabanları patlamış ayakkabıları
Yer yer yırtılmış,yamanmış gömleği ve pantolonu ile
Saçları sakalları birbirine karışmış bir adam varmış
Nereden gelip nereye gittiği bilinmeyen bir adammış
Bilinmeyene doğru hep yol alırmış
Çok konuşmazmış
Hep suskun düşünceli bakarmış gözleri
Bazen bir keder gelir otururmuş göz bebeklerine
Başı o zaman öne düşer
Titreyen dudakları ile tüttürürmüş sigarasını
O zamanlar dışında başı hep dik gezen,
Gururlu bir adam varmış
Neymiş derdi kimse bilmezmiş
Onu böyle yollarda arayışlara sürükleyen
Geride bıraktıkları mıymış
Yoksa gelecekte bulmayı arzu ettikleri miymiş bilinmezmiş
Ama derler ki
Geçmişte kaybettiklerini gelecekte yeniden bulmayı arzu eden bir adam varmış
Ne kadar ileri giderse gitsin
Gözleri hep arkasında kalanlara bakan bir adammış
Hep kaybettiklerini ararmış
Herkes neyi kaybettiğini sorarmış ve o sadece susarmış
Neden kaybetmiş kimse sormamış
Ama derler ki
Kendini ararken kendini kaybeden bir adam varmış
Ve o adam bir daha asla kendi olamamış...
Cumartesi, Mayıs 05, 2012
Bir kadın vardı aklımda
Bilinmeyen diyarlara doğru yol almakta olan bir kadın
Ne kadar ileri giderse gitsin
Gözlerinin derinliklerinde bir gizli hüzün
Geçmişte kaybettiği bir şeyi gelecekte arayan bir kadın
O kadın kimdi?Bilinmeyen diyarlara doğru yol almakta olan bir kadın
Ne kadar ileri giderse gitsin
Gözlerinin derinliklerinde bir gizli hüzün
Geçmişte kaybettiği bir şeyi gelecekte arayan bir kadın
Bilemiyordum...
Anılar bulanık
Yüzler karanlık...
Ve ben hiçliğin ortasında sessiz çığlıklar atıyordum...
Perşembe, Nisan 19, 2012
KAZANCAKIS/ZORBA
''Biz dev bir ağacın ufacık bir yaprağı üzerindeki küçük küçük kurtçuklarız Zorba.Bu küçük yaprak bizim yer yuvarlağımızdır,ötekiler de gecenin içinde sallandıklarını gördüğün yıldızlardır.Biz küçücük yaprağın üzerinde sürünüyor ve onu hırsla araştırıyoruz,kokluyoruz.Bize güzel kokuyor ya da kötü kokuyor.Tadına bakıyoruz,yenilebilir buluyoruz.Vuruyoruz,sanki canlı bir şeymiş gibi çığlıklar atıyor.En korkusuz olan insanlar yaprağın ucuna kadar varıyorlar,bu uçtan gözlerimizle kulaklarımız açık olduğu halde kaosa eğiliyoruz.Ürperiyoruz.Altımızdaki korkunç uçurumu görüyor,dev ağacın öteki yapraklarının çıkardığı gürültüyü uzaktan uzağa duyuyor,özsuyun köklerinden yükselip yüreğimizi kabarttığını kavrıyoruz.Böyle bir uçuruma eğilmiş halde de bütün bedenimiz ve bütün ruhumuzla korkunun içimizi kapladığını anlıyoruz.O andan sonra artık-ŞEY-başlar...''
Durdum,demek istiyordum ki:O andan sonra artık ŞİİR başlar.
Ama Zorba anlamayacaktı.Sustum.
O hırsla sordu:''Ne başlar?''
''..Büyük tehlike başlar Zorba.Bazılarının başı dönüp sayıklar,bazıları korkup yüreklerini sağlamlaştıracak bir karşılık bulmak için çırpınır ve buna Tanrı derler;bazıları da yaprağın kenarında uçuruma sakin sakin korkusuzca şöyle der:HOŞUMA GİDİYOR...''
KAZANCAKIS
Durdum,demek istiyordum ki:O andan sonra artık ŞİİR başlar.
Ama Zorba anlamayacaktı.Sustum.
O hırsla sordu:''Ne başlar?''
''..Büyük tehlike başlar Zorba.Bazılarının başı dönüp sayıklar,bazıları korkup yüreklerini sağlamlaştıracak bir karşılık bulmak için çırpınır ve buna Tanrı derler;bazıları da yaprağın kenarında uçuruma sakin sakin korkusuzca şöyle der:HOŞUMA GİDİYOR...''
KAZANCAKIS
Bendim senden kaçarken tökezleyip ördeklerin havuzuna düşen
Bahçendeki çamurlu ayak izleri benim
Yüzünü bir an olsun görebilemek için evin etrafında saatlerce dolaşan bendim
Camındaki parmak izleri benim
Senden saklanmaya çalışırken
Duvardaki küçük kırmızı benekli kelebeği ezen bendim
Kanı hala elimde
Yolda bir yerlerde karşılaşınca olduğu yerde donup kalan
Sesini duyunca nefesi kesildiğinden boğulurcasına öksürüğe tutulan
Göz göze gelince birden kızaran
Astımın mı var?Su ister misin dediğin
Heyecandan başını evet anlamında sallayan
Aslında tek hastalığı kalbinde küçük bir sızı
Arada hafif korkutan teklemeler olan o kız bendim
Okulda herkesin dilinde alay konusu olan
Defterine o notu yazan bendim
Notta da yazdığı gibi
Bendim geçen gece rüyanda sana gelen
Sen yatağında sancıdan kıvranırken
Alnındaki teri silen bendim
Ve yanağında hala durmakta olan o küçük gül kurusu öpücük benim
Peki ben kim miyim
Biliyorsun
Ben sadece benim işte...
Bahçendeki çamurlu ayak izleri benim
Yüzünü bir an olsun görebilemek için evin etrafında saatlerce dolaşan bendim
Camındaki parmak izleri benim
Senden saklanmaya çalışırken
Duvardaki küçük kırmızı benekli kelebeği ezen bendim
Kanı hala elimde
Yolda bir yerlerde karşılaşınca olduğu yerde donup kalan
Sesini duyunca nefesi kesildiğinden boğulurcasına öksürüğe tutulan
Göz göze gelince birden kızaran
Astımın mı var?Su ister misin dediğin
Heyecandan başını evet anlamında sallayan
Aslında tek hastalığı kalbinde küçük bir sızı
Arada hafif korkutan teklemeler olan o kız bendim
Okulda herkesin dilinde alay konusu olan
Defterine o notu yazan bendim
Notta da yazdığı gibi
Bendim geçen gece rüyanda sana gelen
Sen yatağında sancıdan kıvranırken
Alnındaki teri silen bendim
Ve yanağında hala durmakta olan o küçük gül kurusu öpücük benim
Peki ben kim miyim
Biliyorsun
Ben sadece benim işte...
Cumartesi, Nisan 14, 2012
ARAYIŞ
Kendimden kaçarken kendime sığınıyordum
Ve sonu gelmez bahaneler buluyordum mutluluğa
Yalnızlıktan korkmak mı
Yoksa kalabalığın içinden kimsesizliğe kaçma isteği miydi
Hangisiydi bilemiyordum,
Bilemiyorduk da zaten
Seni gördüm yatağımda iki uyku arasında
Hani öyle zamanlar vardır
Her saat başı uyumaya çalışır bulursunuz kendinizi
İşte ''O'' bir zamanlardan biriydi
Rüya mıydı
Hayal gücümün bana bir oyunu muydu bilmiyordum
Ama sabah uyandığımda yastığımdaki kokun gerçekti
Ya da bir sanrıydı
Gerçeklik sanrısı
Bir oda düşlüyorum
Tozlu,camdan bir oda
Ve dışarıda yağmurun camları döverken çıkardığı sesleri dinliyorum...
Camlar yıkanıyor diyor içte bir yerlerden bir ses
Kaynağı yok,cinsiyeti yok
Sonra yağmur duruyor
Cama bakıyorum
Yağmurun camda bıraktığı izler isli ve çamurlu
Yağmurun da elleri temiz değilmiş
Bir yerlerde saf ve masum hayatlar var mı merak ediyorum
Ve sonu gelmez bahaneler buluyordum mutluluğa
Yalnızlıktan korkmak mı
Yoksa kalabalığın içinden kimsesizliğe kaçma isteği miydi
Hangisiydi bilemiyordum,
Bilemiyorduk da zaten
Seni gördüm yatağımda iki uyku arasında
Hani öyle zamanlar vardır
Her saat başı uyumaya çalışır bulursunuz kendinizi
İşte ''O'' bir zamanlardan biriydi
Rüya mıydı
Hayal gücümün bana bir oyunu muydu bilmiyordum
Ama sabah uyandığımda yastığımdaki kokun gerçekti
Ya da bir sanrıydı
Gerçeklik sanrısı
Bir oda düşlüyorum
Tozlu,camdan bir oda
Ve dışarıda yağmurun camları döverken çıkardığı sesleri dinliyorum...
Camlar yıkanıyor diyor içte bir yerlerden bir ses
Kaynağı yok,cinsiyeti yok
Sonra yağmur duruyor
Cama bakıyorum
Yağmurun camda bıraktığı izler isli ve çamurlu
Yağmurun da elleri temiz değilmiş
Bir yerlerde saf ve masum hayatlar var mı merak ediyorum
Pazartesi, Nisan 02, 2012
AKLIMIN OYNADIĞI HİÇ BİR OYUN ZEVK VERMİYORDU TA Kİ HAYAL GÜCÜM SENİNLE TANIŞANA KADAR....
Cumartesi, Mart 31, 2012
ÇÜNKÜ DOĞRU İNSANA YANLIŞ ZAMANDA RASTLAMIŞTIM SENİN SOKAĞINDA...VE ANLAMIŞTIM Kİ BAŞTAN SONA YANLIŞ YERDE YANLIŞ İNSANI BEKLEMİŞİM ŞİMDİYE KADAR...
Perşembe, Mart 22, 2012
Gözlerimi kanatırcasına ağladığım gecelerim var ve kahkahalara sarınmış anılarım.Herkes kadar fakir,bazılarından fakir,çoğundan zenginim.Taşıdığım hayallerim,söyleyecek şarkılarım,paylaşılacak dostluklarım var.Bilemeyene sevmeyi öğretecek kadar büyük bir kalbim,gidene beddua edemeyen bir dilim var.Yüreğimi korkak büyütmedim.Kaybettiklerim;dağıttığım servetimdir...Can Yücel
Pazartesi, Mart 19, 2012
And the land is dark
And the moon is only light we'll see
No,ı won't be afraid
Just as long as you stand
Stand bye me
If the sky that we look upon
Should tumble and fall
Or the mountains should crumble in the sea
No,ı won't cry
No,ı won't shed a tear
Just as long as you stand
Stand by me
Cumartesi, Mart 17, 2012
Gitme!
Eğer gidersen ayrılırız dedim...
İçimde yapıştırılmamış kırıklar;iyileşmemiş yaralar var...
Ama sen yine de;gitmem gerek dedin ve gittin...
Eğer gidersen ayrılırız dedim...
İçimde yapıştırılmamış kırıklar;iyileşmemiş yaralar var...
Ama sen yine de;gitmem gerek dedin ve gittin...
''Çok yalnız kimsesiz hissettim kendimi
Sana seslendim ağlayarak:''Hadi çabuk gel'' diye;duydun mu beni?''dedin...
Ben de sana yolda yazdığımı gösterdim;belki de tam sen bana seslenirken yazmıştım bunu
Rayda parlayan
Güneş kadar
Hızla geliyorum sana
Güneş tuttu;Ay'ın çevresinden dolaştı...
ORUÇ ARUOBA
Sana seslendim ağlayarak:''Hadi çabuk gel'' diye;duydun mu beni?''dedin...
Ben de sana yolda yazdığımı gösterdim;belki de tam sen bana seslenirken yazmıştım bunu
Rayda parlayan
Güneş kadar
Hızla geliyorum sana
Güneş tuttu;Ay'ın çevresinden dolaştı...
ORUÇ ARUOBA
Cuma, Mart 16, 2012
Perşembe, Mart 15, 2012
CAM İLE TAŞ
Kekeme özgürlüğünü seviyorum
Susuşundaki hıncı seviyorum
Kalbinde ürperen kışı seviyorum
Ellerindeki bilge zamanı
Denizi yağmurdan korumaya çalışan
Çocukluğunu seviyorum
Alnın masamızda dört mevsime ufuk
Dudaklarında titreyen zamanı seviyorum
Yürüyorsun ya
Kalabalık bir daha dönüp bakıyor kendine
Boyunda çiçeklenen yedi rengi seviyorum
Her damlası ayrı bir hayat;ne bilsin gözüne düşmeyen
Gözlerindeki yaşı seviyorum
Beni uzaklaştırmaya çalışırken aklından geçenleri seviyorum
Kalbinden gövdene yürüyen utangaç karıncayı seviyorum
Ses nasıl menevişleniyor susunca ağzında
Ağzından gelecek her sevinci,azabı seviyorum
Gece ışıklarından topladığın o evler esrarını seviyorum
Susmanın da bir dili var elbet
Teri yastığına sızan rüyanı seviyorum
Uyandığın sabahlarda başka bağım yok dünyayla
Odalara ömür veren gövdeni seviyorum
Yürümediğin sokaklar nasıl da göz göz
Bekleyişteki o mucizeyi seviyorum
Serçe parmağındaki lekedir yerim
Kalabalığın uyumuna inat
Hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum
Ölümdür en büyük zaman
Bilmez takvim gezenler
Bir iç çekişte yanan hayatı seviyorum
Bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın
Getirdiğin hevesi,götürdüğün inkarı seviyorum
Evlerdesin
Dışarılar hüzün
Eşyalar ayakta
Senden ayrılanı seviyorum
Sana kavuşanı seviyorum
Uzun cümlelerle konuşuyor kalabalık
Bir sözcüğe sığdırdığın dünyayı seviyorum
O gölgenin taş dibinde bir çürüme bilinci
Hükmün yok bahçende diyorum
Üstüme elediğin şefkati seviyorum
Dişlerimin arasında bir İshak Kuşu
Eğiyorum ya başımı
Çaresizliğime tuttuğun aynayı seviyorum
Bir gün bir kötü haber birimizden
Kalanın diline gelecek ilk sözü
Arayacağı ilk insanı
İlk gece yapacağı her şeyi seviyorum
ŞÜKRÜ ERBAŞ
Çarşamba, Mart 14, 2012
Uzak Fırtına
Bakımsız günlerdi
Ben bir yaşadım gözler görmez oldular
Ben galiba sonra hiç yaşamadım...
Bakımsız günlerdi
Bir med-cezir uyandırdı bizi ve aklımızda Cezayir
Birileri yok etti nerede şimdi o sihir?
Bakımsız günlerdi
Ben çok hercai yaşadım kim bu dediler
Bütün bunlara ne gerek vardı aslında?
Doğru sözcüğü bulup bulmadığımıza kim aldırıyor?
Bir med-cezir uyandırdı bizi ve aklımızda Cezayir
Birileri yok etti nerede şimdi o sihir?
LALE MÜLDÜR
Külleri soğumadan
Desenler çiziyordum o günler defterime
Ak kuğular,cerenler.
Sesini dinler gibi dinliyordum
Gecenin sessizliğini,
Ağlayan salkım söğütleri.
Kartaca yanıyordu çok uzak bir zamanda
Tek başına.
Bir yandan bir şarkıyı düşlüyordum,
Birlikte söylerken aranağmesiyle
Neredeyse bir gülüşü ölümsüzleştireceğimizi...
CEVAT ÇAPAN
Yağmurlu bir mart ayıydı
Ve yalnızlığımın tadını sokaklarda amaçsız dolaşarak çıkarmaya çalışırken
Yıllar sonra seni görmüş olmam tesadüflerin en lutfedeniydi belki de
Sen tüm gerçekliğin ile ve kalbimde teklemelere yol açan gülümsemenle karşımdaydın
Gözlerinde ilk oluşan şaşkınlık ve sonrasında gelen kaşlarını çatman
Ve yavaşça yüzüne yayılan gülümsemen ile
Yağmurun en kuru hali,kışın en sıcak haliydin sen..
Ve tam o sırada arkanda çıkan gökkuşağı...
Farkına varmış olmanın çoşkusu içimde;
Kalp kırıklarım ile parlıyor;kendi içimde mucizeler yaratıyordum;tıpkı gökkuşağı gibi
Tekrar yazmaya karar vermemin hikayesi böyle başladı....
Ve yalnızlığımın tadını sokaklarda amaçsız dolaşarak çıkarmaya çalışırken
Yıllar sonra seni görmüş olmam tesadüflerin en lutfedeniydi belki de
Sen tüm gerçekliğin ile ve kalbimde teklemelere yol açan gülümsemenle karşımdaydın
Gözlerinde ilk oluşan şaşkınlık ve sonrasında gelen kaşlarını çatman
Ve yavaşça yüzüne yayılan gülümsemen ile
Yağmurun en kuru hali,kışın en sıcak haliydin sen..
Ve tam o sırada arkanda çıkan gökkuşağı...
Farkına varmış olmanın çoşkusu içimde;
Kalp kırıklarım ile parlıyor;kendi içimde mucizeler yaratıyordum;tıpkı gökkuşağı gibi
Tekrar yazmaya karar vermemin hikayesi böyle başladı....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



.jpg)




