Perşembe, Haziran 28, 2012

Keşke farklı bitirebilseydik
Ya da bir fark yaratıp noktalama işaretlerini hayatımızdan atabilseydik
Böylece küçük bir nokta ile sonlanmazdı hikayemiz...
Ya da ... lardan oluşan uzun sessizlikler oluşmazdı aramızda.
Demiştin ya bana
Hayatının düz bir duvarsa ben o duvarda görünen çirkin bir çıkıntı olurum belki
Belki de  küçük eski bir duvar saati
Tam da o an'da durmuş
O an'ı tüm çıplaklığıyla sana her an hatırlatacak...
Bahsettiğin hangi an'dı?


Şimdi dönüyorum ve tekrardan hayatıma bakıyorum
O duvar hala pürüzsüz ve bembeyaz...

Pazar, Haziran 24, 2012


Alışmaktan korktuğun için,dokunmaktan vazgeçtiğin insanlar vardır....

Cumartesi, Haziran 23, 2012

Bugün yine aynı saatte çaldı alarmım ve ben güne yine sağımdan kalkarak uyandım...
Her zamanki gibiydi gökyüzü,belki bir kaç derece daha sıcaktı hava ama yine de aynıydı her şey...
Her zamanki yol,her zamanki insanlardı yoldakiler ve kulağımda her zaman dinlediğim o parça...
Neydi o parça?
Herneyse yine de bir şeyler de bir farklılık seziyordum
Ben miydim değişen?
Küçük değişimler için büyük adımlar atmak gerekir bazen...
Bazen de küçük adımlar için büyük değişimler yapmak gerekir...
Ben hangi tür bir değişime uğramıştım bilmiyordum ama adımlarım her zamankilerden daha bir küçüktüler sanki...

Mutluydum,mutluydun,mutluyduk...
Hayat Türkçe fiil çekimleri kadar basit olabiliyordu bazen...
Basittim,basittin,fazlasıyla basittik....
Sadece biz fazla karmaşıklaştırıyorduk...
Belki de karıştırıyorduk birbirine....
Neydi bu karışımın içindekiler?
Bilmiyordum,bilmiyordun,bilmiyorduk...
Duyguların algı sınırını aşmış şekilde paramparçaydı her şey...

Perşembe, Haziran 21, 2012

“Sessizliklerin en kesini susmak değil, konuşmaktır.''
 Kierkegaard

Pazartesi, Haziran 18, 2012

Mutluluklarımız da hüzünlerimiz gibi çoğalıyor içimizde...
Sen mutlusun ben de mutluyum =)
Kim demiş ne zaman demiş bilmiyorum
Ama duydum ki birileri aşkı bulduysan sımsıkı tut bırakma demiş...
Bu yüzden ellerine tutunmaya çalışmam...
Sen...İşte öyle biliyorsun
Çiçeğin üstünde,içinde,özünde...
Hep içerde ama uçmaya her an hazır gibi biraz işte...
Uğur böceğimsin....


Bilmezdim o zamanlar
Tecrübesizdim
Sen o zamanlar bahçemde bir ağaçtın
Ne zaman bir aşk görsem kafasından kopardım
Sonra da gölgene sığınır yalnız sana ağlardım

Belki bir gün yeşerirler diye içimde bir umut
Toprağa gömdüm tüm aşklarımı
Her birini göz yaşlarımla suladım
Ama tuzluydu gözyaşım
Bahçemde kalan son çiçek de kurudu
Sen yapraklarını döktün ve bir daha yeşillenmedi dalların
Ve ben aşksız bir çölün ortasında gölgesiz kaldım...


İNSAN YANMAK İSTER BAZEN,TAHAMMÜL EDEMEZ SUYA...
                                                                Senai Demirci
‎''Hiçbir zaman garantisi olmayan bir mutluluk için, hayatınızda kalıcı olan şeyleri yok etmeyin, çünkü tek üzülen siz olursunuz.''

Paul Auster

Pazar, Haziran 17, 2012


İç Nefes / Haydar Ergülen



o bir çay istemişti,trenin içinde
biz tren yolcusuyduk,çölün içinde
ben yalnız kalmıştım,senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!!!

Aşkı geçtik,gözlerini açabilirsin...

o bir dille sığınmıştı,sözü içinde
yolu yoluma çıkmıştı,çölü içinde
ben eski kalmıştım,senin içinde
oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!!!

Düşü geçtik,kendine bakabilirsin...

o bir bende kırılmıştı,hayli içimde
ıssız otağ kurulmuştu,canım içinde
oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!!!

Kimi geçtik,kimseye sorabilirsin...

Paris At Night / Jacques Prévert


Üç kibrit çaktım karanlıkta arka arkaya
Birincisi yüzünü görmek için toptan
İkincisi gözlerini görmek için
Üçüncüsü ağzını görmek için
Sonra kararttım dünyayı
Hatırlamak için bütün bunları
Kollarımda sıkarak seni 

TÜLAY ŞAHİN


Boya

Az sonra bir müzik aleti çalacakmış gibi oturuyor o sandığın başına. Küçücük ellerine bulaşan boyadan, farketmeden gözlerine de bulaştırmış gibi simsiyah bakıyor bana. Üstelik boyayıp cilaladığı ayakkabılar gibi pırıl pırıl.
Yavaş yavaş yanına doğru yaklaşırken, herkese sorduğu o soruyu bekliyorum aslında: "Boyalım mı abla?" Sormuyor. Utangaç, mahçup gülümsüyor sadece. Oysa ben,"Nasılsın?" diye soruyorum, yüzümde onun yüzünden edinilmiş bir gülümseyişle. Sanki sorumu değil de, gülümseyişimi yanıtlarmış gibi, "Sağol abla," diyor. Bütün kelimelerimi kaybediyorum o anda. Söyleyecek tek bir sözüm bile yok. Bir şeyler aranır gibi ellerine bakıyorum birden. Baktığımı görünce ellerinin karasından utanmış gibi kollarını kavuşturuyor göğsünde. Elimi kolumu koyacak bir yer bulamıyorum, o böyle ellerini gizleyince. Bir fazlalıkmış gibi kalıyorlar dizlerimin üzerinde. Usulca kalkıyorum yanından.
Yaz arifesindeki o akşamı, kim bilir nerede eğlenerek geçirmek için sokağa çıkmış bir adam geçiyor, ben ayrılırken sandığının yanından. "Boyayalım mı abi?" diye soruyor. Bir anlık tereddütün ardından "Hadi boya bakalım" diyor adam. Hünerli elleriyle açıyor boyanın kapağını yine. Ve kim bilir, belki de o yüzden boyanıyor gün, geceye.





Elbette mümkün değil ama, her şey gönlünüzce olsun. Neden olmasın?
 Kazım KOYUNCU

İşte öyle...

Bazen soluklanmaya, bazen de biriktirdiklerimi anlatmak için soluk soluğa geliyorum bu sayfaya. Yazarken barışıyorum kendimle. Ve gerektiğinde, ardımda kalanlara yabancılaşıyorum. Birilerinin okuduğunu bilmek, kimi zaman utandırıyor beni. Kimi zaman da söylediklerimi cümle âlem duysun istiyorum, bir tellâl gibi. Harflerim ekranda anlamlı-anlamsız izler bırakıyor... Ve ben, tüm bu izleri seviyorum... 

Tülay Şahin 
Bir müziğin ilk notalarında ürpermeye başlamak gibi tuhaf
Yeniden sevmeye kalan cesaret kadar korkak
Alakasız bir yerden başlamıştık bu kez sevmeye

Biz hiç yakın olamazken birbirimize
Sinir bozucu bir kahkaha gibi hep yanımızdaydı,yanımızdakiler
Ve bu kez tam da birbirimizin hüznünü ellerimizle silecekken
Tam da silecekken...
Çok sevdiğin bir filmin en heyecanlı yerinde sinemadan çıkıp gitmek gibi bir şeydi bu...
Kalamamak,hep gitmek,gitmek...
Tutamadığımız her yerden akıp giderken zaman
Sen yine geç kalmıştın...
Bense tam zamanında yetişip binmiştim
Sensiz bir şehirden başka bir şehire doğru yol almakta olan bir trene
İçimde çaresiz bir umut...
Bir başka zamanda  bir başka şehirde belki seni görürüm yine...

Hayatta çoğu zaman onunla yaşamaya hazırlıklı olmadığımız kararlar veririz...
Her şeyden geçtim, cevabını bilmediğim sorulara yanıt aramıyorum artık.
Nereye varacağımızı bilmesem de huzurla aynı yolda yürüyorum seninle.
Dünü boş verdim, yarınlar önemini çoktan yitirdi yanında olduğum bu günü yaşarken.
Belki sonu olmayanım belki de sonsuza kadarımsın kim bilir....
Göreceğiz birlikte...
Ben hızla koşuyordum,çok acelem vardı ama bir an durup onları da alacaktım..
Ama bir de baktım gitmişler çoktan
Onların da acelesi vardı ya...

Çarşamba, Haziran 13, 2012

EĞER

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.


Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.


Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.


Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.


Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.


Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...


Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

Salı, Haziran 12, 2012


Çaresizlik kırık bir cam parçasıydı avuçlarımızda
öyle derin yaralar açtı ki aylarca kanımız durmadı
Ve giderken geride çirkin yara izleri bıraktı
Baktıkça çareleri hatırlayalım diye...

Pazar, Haziran 10, 2012

Sözlerimi sadece bir kez dinlemen yeterdi 
Saatlerce kendinden bahsetmene hiç gerek yoktu
Ben gördüklerimle de seni anlardım


Aşktan bahsederdin sık sık
Yaşanmış bitmiş bir masal gibi
Sahi sen hiç aşık olmuş muydun 
Yoksa aşkı da
Sana anlatılan masallardan biri mi sanıyordun


Ümitsiz bir boşluktu aramızdaki mesafeler
Bir düşünce kadar uzaktın
Sonra ansızın bir gece rüyana geldim
Kimselere görünmeden
Düşler köprü oldu aramızdaki hiçlikte






Her şeyden yürüyerek uzaklaşabilirim...
Birini çok sevdiğinizde
O sizi çok üzse de onun kollarında ağlamak
Teselli bulmak istersiniz...

Cumartesi, Haziran 09, 2012

Kalbimi sorguluyorum
Ve de hatıraları çıkartıyorum
Tek tek gizlendikleri yerlerden
Bu fiziksel bir acı gibi
Hissedebiliyorum
Kalbim kızgın bir bıçakla parçalanmış 
açılan yaranın üzerinde binlerce kurtçuk koloni kurmuş gibi
Kötü bir koku alıyorum

Salı, Haziran 05, 2012


Hep yanlış yerde geziyormuş o kuş
O yüzden hep yalnız uçuyormuş...